Sitemize hoşgeldiniz şuan misafir olduğunuz için sitemizten tamamiyle yararlnamıyacaksınız. Üye olun yada giriş yapın

Sitemizde sizi görmekten mutluluk duyarız.

LifeStyle Yönetimi



 
AnasayfaTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Holly Blair Byford

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Holly Blair Byford
V. Sınıf Krachtige
V. Sınıf Krachtige
avatar

Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 03/09/09
Tanınmışlık : 0

MesajKonu: Holly Blair Byford   Perş. Eyl. 03, 2009 1:20 am

Regina Lake, İngiltere’ nin ıslak ve kaygan sokaklarında sabırsızca yürüyordu. Üstüne siyah, alnını açıkta bırakmayacak bir yağmurluk giymişti. Siyah elbisesinin uzun eteklerine çamur bulaşıyordu. Bu elbiseyi giymeseydim diye düşünüyordu. Onu partiden alıkoyan bu haber ne olmalıydı merak ediyordu. Onu aramışlar ve gelmesini söylemişlerdi. Karşıdan gelen siyah giyinmiş adamların yanından geçerken onlara bakmamak için gayret ediyordu. Bunda başarısız oluyordu elbette, çünkü görebildiği tek insanlar onlardı. Ayrıca nereye gitmesi gerektiğini de bilmiyordu. Elini cebine soktu ve asasını sıkıca tutmaya başladı. Rüzgar tüm gücüyle esmeye başlamıştı, birkaç yağmur damlası burnunun ucunu ıslatmaya başlamıştı bile. Sihrin kokusunu alıyordu, kara büyünün ve koruyucu bir çok sihrin. Önüne çıkan dal başlığına takıldı ve alev rengindeki saçları gözükmeye başladı.

Kollarını başına götürdü, başlığı yeniden kapamaya çalışıyordu. Bir kanat sesiyle yerinden sıçradı. Havadan bir karaltı Regina’ ya yaklaşıyordu, gittikçe ne olduğu belirginleşiyordu. Regina yaklaşanın büyük bir şahin olduğunu görünce gözleri parladı. Ona doğru umutla bakmaya başladı. Şahin artık Regina’ nın baş hizasındaydı, kahverengi tüyleri siyah geceye renk katıyordu. Regina’ nın etrafında bir daire çizdi ve minik ayakları yere değecekken şahinin başı bir insan başına dönüşmeye başladı. Ayakları kalınlaşıyor uzuyordu, gövdesi genişleyip dikleşiyordu. Şahinin yerine siyah ceketli bir adam Regina’ nın önünde duruyordu. Adamın yüzünde yorgun bir gülümseme vardı. Kahverengi saçları eskiden de olduğu gibi parlıyordu, mavi gözleri ise donuk bir şekilde bakıyordu. Siyah kravatının yanlış başlanmış olduğu belli oluyordu. Regina’ nın ağzı kulaklarına varmıştı, tüm bu olanları aynı yüz ifadesiyle izlemişti. Adam mutluluğunu gizlemeye çalışan bir sesle
“Regina Lake.” dedi. Regina “James” dedi ve adama sıkıca sarıldı. Onu görmeyeli uzun zaman olmuştu. Regina sorularını sormaya başladı. “Neden çağırdınız? Nereye gitmemiz gerekiyor?” diye sordu, James ise onu dinlemiyor etrafına bakınıyordu.

Tedirgin bir sesle
“Bunu burada konuşamayız. İçeri gel.” dedi ve Regina’ nın elinden tutup onu yolun diğer tarafındaki büyük eve doğru çekti. Regina ise evi inceliyordu. Pembe boyası yer yer yerini siyaha bırakıyordu, çatısı dokunsan yıkılacak gibiydi. James kapıyı bir kez tıklatınca kapı yaşlı bir ev cini tarafından açıldı. Koridor beyaz renge boyanmıştı, kahverengi kapılar vardı. Regina tek bir toz göremiyordu. James ona yan taraftaki kapıyı işaret ederek “Burada üzerini değiştir. Seni bekliyor olacağım. Sonradan tanışmayı istediğinim kişiler var.” dedi. Regina onun bu tavrına anlam veremiyordu. Hiç böyle olmazdı, son birkaç yıldır değişmişti anlaşılan. Regina odaya girdiğinde odanın yine beyaz olduğunu gördü, beyaz bir koyluğun üzerinde ise Regina’ nın en sevdiği kıyafetleri duruyordu. Mavi kot pantolon ve siyah üzerinde Metallica yazan tişört. Onları hızlı bir şekilde giydi ve elbisesini odada bırakarak dışarı çıktı. James onu süzüyordu. Regina artık dayanamıyordu onun bu tavrına. “Neler oluyor?” diye sordu.

James yine cevap vermedi. Regina endişelenmeye başlamıştı, çürümeye yüz tutmuş merdivenlerden yukarı kata çıktılar. Beyaz koridordan geçerek büyük kahverengi kapıya geldiler. İçerisi yine beyazdı, siyah deri koltuklar bir yanda, toplantı masası bir yanda duruyordu. Masada on tane sandalye vardı, sekizi doluydu. Diğer ikisi ise Regina ve James için ayrılmıştı. Regina masadaki herkesi tanıyordu. Tina ve Steve Marsden, Thalia Black, Jackman İkizleri ve Blake Ailesi. Regina’ ya selam vermediler, hepsinin yüzünde hayal kırıklığına uğramış bir ifade vardı. Regina ve James boş sandalyelere oturdular. Bay Marsden konuşmaya başladı. Birçok kez anlatmış olmalıydı ki sabırsızca anlatıyordu.
“Hogwarts’ tan haberler geliyor. Savaşın başladığı haberleri. Çocuklar zarar görüyor, zehirleniyorlar. Şu ana kadar beş çocuk öldü. İçeride bir tane hasta daha var. Neden zehirlendiklerini bilmiyoruz. Senden onları kontrol etmeni rica ediyoruz.” dedi. Regina üzülmüştü, onlara yardım etmeyi elbette isterdi. Başını sallamakla yetindi. Tina ayağa kalktı ve odanın yan tarafındaki kapıyı açtı. İçerisi diğer odalar gibiydi ama odanın ortasında bir yatak duruyordu. Üstünde rengi tamamen beyazlamış bir çocuk yatıyordu. Regina onun yanına gitti. Saçları ipek gibiydi, gözleri ise deniz mavisiydi ama donuk bakıyorlardı. Çok yavaş nefes alıyordu, kalbi pes etmek üzereydi. Yatağın ucunda ise tüm iksirler vardı. Tina yavaşça odadan çıktı. Regina çocuğun etrafında yürümeye başladı.

Pencerenin önüne geldiğinde durdu, kalın siyah perdeleri kenara çekti. Dışarıdan bir arabanın fren sesi gibi bir ses geldi. Ses bitince ortam yeniden sessizleşti. Regina iksirlerin üzerinde yazanları okuyordu. Sonra ses yeniden duyulmaya başladı ama bu sefer giderek artıyordu. Regina başını iksirlerden kaldırdı ve pencerenin önüne gitti. Hiçbir şey yoktu ama ses yükseliyordu. Pencerenin önünden siyah bir duman geçti ve cam yüksek bir sesle parçalara ayrıldı. Kırık parçalar yere düştü. Regina ne yapacağını bilemez hale gelmişti. Asasını çıkardı ve beklemeye başladı.
“Ja-“ diye bağıracaktı ama ellerinde büyük bir acı hissetti. Arkasındaki beyaz tenli çocuk yerinden kalkmıştı ve Regina’ nın ellerini sıkıca kavramıştı. Çocuk bir hareketiyle Regina’ nın asa tutan kolunu kırdı. Regina ise bağırabildiği kadar bağırdı. En son duyduğu sözler ise James’ in haykırmasıydı. Sonra evdeki tüm camlar önüne dinamit yerleştirmişler gibi patlamıştı. Çatıdan İnferiuslar gelip, pencerelerden içeri giriyorlardı.

Regina ise onları sersemletip geçmek için kendine yol açıyordu. Tina ve Thalia çığlıklar atıyor yere düşmüş olan İnferiusların kafalarına basarak onları öldürmeye çalışıyorlardı. Regina bağırarak
“Onlar zaten ölüler!” dedi. Bunun üzerine Tina ve Thalia daha çok çığlık atmaya başladı. Evde olan tüm insanlar bir araya gelmeye çalışıyorlardı. Regina’ nın saçını yakalamış olan bir İnferius onu yere yatırdı. İki tanesi üzerine tırmanırken James onları sersemletmişti. Diğerlerine talimatlar veriyordu “Siz yolun karşısına cisimlenin ben geleceğim.” dedi. Steve Marsden güçlü eliyle Regina’ yı yakalayarak cisimlendiler. Regina ise James’ e bağırmakla meşguldü. Kaldırıma düştüklerinde hala İnferiusların eve girdiklerini gördü. Uzun bir sessizlik olmuştu. Regina James’ in öldüğünü düşünmeye başlamıştı. Onsuz ne yapacağını bilmiyordu. Hayatında tek sevdiği erkeği kaybetmek istemiyordu. Gözlerinden yaşlar süzülürken evden kahverengi bir şahinin çıktığını gördü. Şahin evden çıktığı anda ev patlamıştı. Pembe boyalı evin yerine alev alev yanan bir ev vardı. James yanlarına geldiğinde Regina ona sıkıca sarılmıştı. Onu kaybetme korkusunun önüne geçmemişti.Ona sarılırken kimse bir İnferius’ un daha hayatta kaldığını görememişti. İnferius arkadan gelmiş Regina’ nın koluna yapışmıştı. Bu koldan ne istiyorlardı böyle? Regina kolunu kurtaramadan İnferius onun kolunu kırmıştı. İkinci koluna da yapışmıştı ama James, Regina' nın koluna büyü yapmıştı. Büyü de oldukça acımasına neden olmuştu. Acıdan bayıldığı için ne olduğunu hatırlayamıyordu.

***

Gözlerini açtığında beyaz odadaydı. Hastanede olduklarını düşünüyordu. Sağ kolunu hareket ettiremiyordu. James yatağının ucunda oturmuş saçlarını okşuyordu. Regina gülümsemeye çalışarak
“Beni böyle görmeni istemezdim.” dedi. Gülümsediğinde kolu sızlamıştı, gülümsemek acı veremezdi ama bu sefer veriyordu. James yumuşak bir sesle “Dinlenmen lazım ama sana anlatacağım. Kız kolunu kırınca bağırdın ve ben odaya geldim. Seni asanla bayıltmıştı. Onu yenmesi zordu, en sonunda onu yaktık. Seni tehlikeye attığım için üzgünüm.” dedi. Yalan söylüyordu, Regina ne olduğunu biliyordu.Regina acıya rağmen küçük bir kahkaha attı ve “Sen bir yalancısın. Hiçte dinlenmeye niyetim yok. Senin suçun değildi ayrıca.” dedi. Diğerlerini soracaktı ama sormadı. Şimdi Hogwarts’ a odaklanmalıydı. Savaşın yakında kızışacağı belliydi. Gözlerini kapadı tüm bunların olmadığını düşünmeye çalışıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rehberlik Öğretmeni
Seçici Profesör
 Seçici  Profesör
avatar

Mesaj Sayısı : 43
Kayıt tarihi : 01/09/09
Tanınmışlık : 0

MesajKonu: Geri: Holly Blair Byford   Perş. Eyl. 03, 2009 12:09 pm

Betimleme : 33/33
Dil Kuralları : 31/33
Görsellik : 32/33

+1 Puan da LS Yönetiminden.

97 Puan!

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Holly Blair Byford
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Toplantı Salonu :: Rol Oyunlarınız :: Rol Oyunu Puanı Belirleme-
Buraya geçin: