Sitemize hoşgeldiniz şuan misafir olduğunuz için sitemizten tamamiyle yararlnamıyacaksınız. Üye olun yada giriş yapın

Sitemizde sizi görmekten mutluluk duyarız.

LifeStyle Yönetimi



 
AnasayfaTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Imogen Ve Dianne.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Imogen Strouvelle
Drama Profesörü
Drama Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 6
Kayıt tarihi : 31/08/09
Tanınmışlık : 0
Nerden : Adana.
Rp Partneri : Henüz yok.
Meslek : Drama Profesörü.

MesajKonu: Imogen Ve Dianne.   Salı Eyl. 01, 2009 11:50 am






Uyuşturucu, bölüm 1.
Mekan, Boş Sınıf.


" Senden çok hoşlanıyorum, lütfen bana bir şans ver Deborah." Hayır, hayır! Bunu istemiyordum, o da diğerleri gibiydi. Biliyor dum, beni üzecek beni hep kıracaktı. Kırılmaktan korkuyordum artık, hem ben onu mutlu edemezdim ki? Gözlerimi devirdim. Konuşmak istemiyordum. Elini omzuma koyduğu an haykırdım. " Git buradan! " Çocuk sınıftan somurdanarak çıkarken yanımdaki kız arkadaşım benden cevap alamayacağını bilse bile, durmadan bana ne den böyle davrandığımı sorup duruyordu. O da bir anlık sinirle gidince ben üzüldüğümü ve yalnız kaldığımı hatırladım tekrar. Ne yapa bilirdim elime bir dergi aldım ve öylece okumaya koyuldum. Newsmonger, içinde testlerin, bir çok haberin, posterlerin bulunduğu bir dergi'dir. Magazin nedir? Artıları ve Eksileri nedir? Hiç biliyor musunuz...

Magazin deyince ilk başta herkesin aklına televole kültürü geliyor. Parıltılı yaşamlar, bolca harcanan paralar, savrulan peçeteler, kırılan tabaklar… Peki, Magazin nedir? Sözlük anlamında magazin; Halkın çoğunluğunu ilgilendirecek, çeşitli konulardan söz eden, bol resimli yayın Genellikle sanat, eğlence ve spor dünyasında tanınmış kişilerle ilgili haber ve yorum anlamında açıklanıyor. Peki bu magazin gerekli bir şey midir? Magazin parıltılı yaşamların iletişim araçları ile yayılmasıyla takip edilir. Yani bir web sayfası, televizyon kanalı, radyo veya bir dergi ile. Magazinsel kişilerin yaptıkları, yaşadıkları herşey magazinin konusudur. Kimlerle oldukları, nerede tatil yaptıkları, hangi mekanda şarkı söyleyecekleri, hastanede olup olmadıkları… Ülkemizde çocuk yaştan başlayan televizyonsal daha doğrusu görsel bir dışsal eğitim söz konusudur. Kişiler televizyonda, dergilerde, kliplerde gördükleri kişilere benzeme isteği ile büyürler. * " Merhaba. " *Zamanının çoğunu televizyon karşısında geçiren bir çocuk büyüdüğü zaman kendini televizyonda gördüğü karakter yerine koyma isteği duyar. (Alıntılar vardır.) Magazin haberleri iyi yönlü, kötü yönlü ya da sadece reklam amaçlı olabilir. Bu gibi durumlarda X bir kişinin nasıl bir şakıcı olduğu kişinin gelişiminde pozitif bir eğilim sağlayabileceği gibi parıltılı bir yaşamın esareti altında negatif bir eğilim de sağlayabilir. Magazinin gerekliliği sadece pozitif amaçlı olarak bakılmamalıdır. Yani X şarkıcı çok başarılı olabilir Bu şarkıcı olmak isteyen birinin başarılı olma isteğini arttırabilir. Fakat Y şarkıcısı başarısız ise bundan ders çıkartmak çok önemlidir. Magazin bu şekilde bakıldığı zaman gerekli hatta çoğunlukla faydalıdır. Şimdi size burada Magazinden, Testlerden, Sporlardan, Güzellikten, Bulmacalar dan, Posterlerden bir çok şey sunacağız. Eğer siz de mutluluk istiyor iseniz, bizi unutmayın. Biz hep buradayız.
Nepthys. " Merhaba. " Çocuğa baktım. O an içim de ne olduğunu bilmediğim beni mutlu eden bir his belirdi. Çocuğa yanıma oturması için yer açtım ve ilk kez biriyle bu kadar içten ve rahat konuştum. " Merhaba. " Hangi binadaydı? Gözlerimi onun gözlerinden alamıyordum. Bir erkeğin gözleri... İlk defa bu kadar çok... İlk defa bu kadar çok etkileyici ve içten di. O sırada duyduklarım beni benden götürmüştü. " 5. Sınıf. " Hemen, hiç vakit*zaman kaybemeden cüppesine baktm. Aman Tanrım, slytherin'di. Çocuk slytherin'di. Ne yapmalıydım? Aksi olmamasını umdum ve konuştum.

" 5. Sınıf... "

İlk defa bu kadar çok konuşmuştum bir öğrenciyle. Bana çok farklı geliyordu. O diğerleri gibi değildi sanki, gözlerine bakarak nasıl biri olduğunu anlayamamıştım ilk başta. Şimdi anlıyordum nasıl biri olduğunu. Yanaklarının al al olduğunu fark edince elimi yanağına götürdüm ama o sırada benimkiler al al olmuşlardı. Nancy ve Leornad sınıftan içeri girmişlerdi. Ayağa kalktım ve toparlanmaya başladım o sıra da içim den bir çok şey söylüyordum. O sırada aklıma dün geceki bir anım geldi. Leornad tam ben kızlar tuvaletin'den çıktığımda karşıma çıkmıştı ben de o sırada ne yapmıştım? Gözlerimin altın da morluklar olmalıydı... Uyuşturucunun ve Uykusuzluğun etkisiyle. İsmini hala öğrenmediğim ve yanında rahat hissettiğim bu çocuk benim Uyuşturucu Bağımlısı falan olduğumu anlamış olabilir miydi gerçekten? Gözlerim parlıyordu, halsizdim belki de? Şu an kendime bir tokat atmak istiyordum düzele bilmek ve tüm bu beynimdeki saçmalıklarımdan kurtulabilmek için. Gözlerimi kapattığım gibi beş altı damla göz yaşı yanaklarımdan süzülüp defterimin üzerine düşü*kayı verdi. İsmini öğrenmediğim ama yanında rahat olduğum Slytherin'e döndüm. " Lütfen buradan gidelim, seninle yalnız kalmak istiyorum. Buna ihtiyacım var. " Dercesine baktım ve kitaplarımı üst üste koyduktan sonra (2 kitap) elime alıp kapıya yöneldim. Çıkıyordum. Çıktım ve kapının köşesinde bekledim. Sınıf çok kalabalıktı ve artık Boş Sınıf lakabını da kaybedecekti. İsmini hala öğrenemediğim ama yanında rahat olduğum şu Slytherin'li çocuğun geleceğini biliyordum, hatta bunu istiyordum. Ona iyice alışmıştım.
Aklıma kitapta yazan kelimeler geliyordu. Kendinden vazgeçmeliydi bazen insan, hatta lanetler yağdırmalı gene de hoşlandığı kişiyi unutmamalıydı. Onun peşinden gitmeliydi. Hayır ama bu benim yapıma ters düşüyordu. Ağlayacak mıydım? Hayır! Bu benim depremlerime uymuyordu. Kendime bir tokat attım. Düzelmiştim evet, bu bana göre bir hareketti. Üzerimi düzelttim. Hatta eteğimin boyunu önemsemeden cüppemi çıkartmış ve arkamdaki boy aynasından kendime bakmıştım. Gerçekten söylenildiği kadar güzel olabilir miydim? Hiç zannetmiyordum. Gene de vücut yapım güzel olabilir di. O an aklıma Annem ve Babam geldi. Onların kim olduğu konusunda bildiğim hiç bir şey yoktu.
Uyuşturucu, Bölüm 2.
Mekan, Özel Sınıf.



Tanrım, özel sınıf ta ne işimiz vardı? Ah! Şimdi anlıyordum bana özel bir şey diyecek olması gerekliydi. Ne söyleceğini bilmiyordum ama onunla telepati kurmak istiyordum. Benim telepatim bu kez farklı olacaktı. Onunla duygu yönüyle bağlıysam okuduğumu bilecekti. Zihinfendar değildim. Zihinfendarlar karşılarındaki insanlardan izin almadan telepati kuranlardı. Ben ise izin alarak yapıyordum, duygu da ise duygular izin veriyordu. Onun gözlerinin içine baktım. Kuşkuluydu, bir şey konusun da hata yapıp yapmadığını kendisi de bilmiyordu. Bana izin vermiyordu. " Deborah.." Ona baktım. Ne diye bilir di? Doğrusu ne diyecekti? -"Deborah, çok güzel ve etkileyici olduğunu bilmeni isterim." Başımı sola çevirdim, gözlerine baktıkça beklemediğim şeylerle karşılaşıyordum. Ne yapacaktı, ne diyecekti? Ayağa kalktım ve onun yanına gittim. Yaklaştım, yaklaştım, daha da yaklaştım. Nefes alıp verişini duyuyor, hissediyordum. Hayır... Elinden tuttum ve Astronomi Sınıfın da olduğu gibi burada olan minderleri gördüm. En büyük mindere ilerledim. Orası çok karanlıktı ama bana da gereken zaten buydu.

Daha fazla konuşmak istemiyor muydum? Hayır sadece ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Bu gün yeteri kadar konuşmuş saysamda kendimi, insanoğlu çok doyumsuzdu. " Senin elini tuttum. Sen... Buna izin vermek zorunda değildin ... -ismi ismi neydi?- Bunu neden yaptın? " Ne diyeceğini bilmiyordum. Ellerimi onun yanağına götürdüm. Yumuşaktı. Yaklaştım ve yanağından öptüm. Cevap vermesine gerek yoktu. Gözleri zaten gereken her şeyi anlatıyordu. Ne diyeceğini bilemesem de, ne diyeceğimi gayet güzel de biliyordum. " Cevaba gerek yok. " Yaptığımın doğru olduğu konusun da çok fazla tedirgindim. Gözleri parlıyordu, benimkilerin de şu an parladığı gibi. Gözümden bir damla yaş geldi. Silmesi için miydi? Gülümsedim. İlk defa... O sırada göz yaşım yanaklarımdan, dudaklarıma süzülmüş ve ıslatmıştı. İsmini bilmediğim, ama yanında çok rahat hissettiğim Slytherin'e baktım. O ismimi muhakkak duymuştu ki bana öyle hitap etmişti. Pekala. Ancak ben hiç duymamıştım. Sanki daha önce hiç varolmamıştı. " Duymuşsundur, ben çok fazla konuşmam. " Diyecek ne kalmıştı ki? Duvara yaslandım ve öylece kaldım. Arkadaşca öpmüştüm, arkadaşca sarılacaktım ve arkadaşca elini tutmuştum. Arkadaşca? Ona sarıldım. Aklıma gelen ilk kelimeyi önce düşündüm sonra söyledim. Ona hala sarılıyordum. Bana kötü bir şey söylemeyeceğinden emindim. Uyuşturucu kullandığımı bir tek ona söyleyecektim. Tabii, gerçekten dostum olacaksa. Dostum?

" İyiki geldin, iyi ki beni konuşturuyorsun. "


"Neden, neden üzgünsün? Sen çok güzel ve iyi bir kızsın. Lütfen sil gözyaşlarını. Kendini iyi hissetmelisin. Üzme kendini. Lütfen." Çok güzel ve iyi bir kız? Ah, çok güzel'i daha önce duymuştum da, gerçekten iyi bir kız mıydım? Uyuşturucu kullanan, Şizofren ve soğuk kanlı... İyi bir kız? Ona söyleyecektim, söylemem lazımdı. Evet onunla konuşacaktım, ve sadece onunla başka kimseyle iletişim kurmak, temasa geçmek hiç hiç bir şey istemiyordum. "Bir sorunun varsa lütfen söyle. Sana yardımcı olabilirim." Ama ben halimden gayet memnundum. Yardım istemiyordum, evet üstelik orta da yardım edilecek şey olsa da ben... Seviyordum? Tanrım, gerçek bir bağımlı olmalıydım " Seviyorum " dediğim için. "Yalnız değilsin. Yanındayım Deborah. Benimle paylaşabilirsin derdini. İstediğini söyleyebilirsin bana." Biliyordum, ama sorduğum sorulara cevap vermemişti? Ona neden elimi tuttuğunu, neden yanımda kaldığını sormuştum. İçimden neden diğerleri gibi olmadığını soruyordum kendime de. O da mı farklıydı, diğerlerinden değil miydi? Sanırım can dostumu bulmuştum? Kankamı? Daha ileriye gide bilir miydi? Yoksa ondan hoşlanıyor muydum? Hayır, o benim en yakın arkadaşımdı. Kendimi buna inandırmıştım. Sonunda konuştum. " Bana yardım edemezsin, -cüppesine baktım ismini görünce devam ettim.- Miquel. " Soracağı soruyu biliyordum. Sana neden yardım edemem? Cevabını hemen verdim, gözleri üzerimdeydi. Bende devam ettim, sırf merak ta kalmasın diye. " Ben... " Nasıl diyecektim. Uyuşturucu kullanıyorum? Olabilir... Uyuşturucu bağımlısıyım? Hiç olmaz. Uyuşturucu... Uyuşturucu Kullanıyorum ve sanırım bağımlıyım. Evet bu olmalıydı. Bana ne diyecekti? Beni odaya kilitleyip gider miydi? Yoksa çaresiz bir kız olduğumu mu düşünürdü? Farklıydı diğerlerinden bunu biliyordum ama, ne olacaktı? Denemeliydim, başka yolu yoktu. " Uyuşturucu... Söylemediğim, söyleyemediğim şey bu. Uyuşturucu kullanıyorum, belki de bağımlıyım? Şizofrenim belki de ah, sen zaten bunları biliyorsun. Bilmediğin tek şey uyuşturucu... Ve ben bu konuda yardım istemiyorum çünkü, her bağımlının olduğu gibi bu halimden memnunum. Bir tek sen biliyorsun. " Lanet olsun! Halimden memnunum ha? Ah... Ona söylemediğim ne kalmıştı? Boş sınıfta, Telepati yeteneğimi, Zihinsel olarak konuşma -kelimeleri kullanmadan gözleriyle konuşma- İnsanları tanıma. Evet, bu üç yeteneğimi biliyordu. Herkes te olduğu gibi bende de olabilecek kusurlar vardı ama bu bir kusur değildi ki? Suçtu resmen, bataklıktaydım. Tanrım, Uyuşturucu... Ailemin varlıklı olduğunu anlamış olmalıydı. Kendimi çok kötü hissediyordum. Ağlamaya başlamıştım, tam bir zavallıydım. Tam bir zavallı olmalıydım ki, biranda her şeyi mahvetmiştim. Kendime eziyet ediyordum, neden yaşıyordum ki? Tam bir sürtük olmalıydım, bir erkekle baş başa kalmak sürtük olduğunu göstermese bile ruh halim benim kendime haksızlık yapmamı sağlıyordu. Kendimi bunlara mı inandırıyordum? O sırada Miquel'den beklemediğim şeyleri duyuyordum.

"Deborah. Uyuşturucu normal karşılanabilecek bir şey değil. Ama bu psikolojik bir durmudur. Bunu herkes bilir. Yani kendini suçlu görmemelisin. Sen de benim gibi bunun doğru olmadığını düşünüyorsan harekete geçmeiyiz. Mücadele etmeliyiz. Halinden memnun olman, mücadele etmeyeceğin anlamına geliyorsa bir şey diyemem. Sadece bu gerçeği öğrenmiş olurum. Ama her zaman senin yanında olacağımdır. Hiçbir zaman yalnız kalmayacaksın. Sadece doğru yolu görmeni isterim." Psikolojik bir durum? Ne yani beni deli mi zannediyordu yoksa? Aman zannetsin, ne zannediyorsa artık. Sadece bir anlık yanılgı olmuştu bu. Ona da diğerlerine yaptığım gibi, buz kesilmesini bilirdim. Evet, doğru olmadığını düşünüyordum lakin ne vazgeçe biliyordum ne de üzülmeden durabiliyordum. Yeni doğmuş bebekler gibi ağlamayı kestim. Ona buz kesilmeyi de kestim. Benim iyi bir gelecek sahibi olmamı istediğini anlamıştım gene de tüm kelimeler kşfayetsiz kalmaya başlamıştı. Titreme tuttu. Yani bir kez titredim. Ne olduğunu anlamamıştım ama umursamadım. Kendimi tutamadım ve soğuk kanlı ifademi onun yanında bozdum. Yaklaştım, yaklaştım, yaklaştım. Bekledim bana bir şey söylemesini, kızmasını, bağırıp çağırmasını... Ah, lanet olsun bana iyi davranacağını biliyordum. Neden Lanet olsun ki? Benim için şu saat'ten sonra en değerli insan, aslında tek değerli insan oydu. Can Dostum, Dostum, Sırdaşım ve bir çok şey.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Imogen Strouvelle
Drama Profesörü
Drama Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 6
Kayıt tarihi : 31/08/09
Tanınmışlık : 0
Nerden : Adana.
Rp Partneri : Henüz yok.
Meslek : Drama Profesörü.

MesajKonu: Geri: Imogen Ve Dianne.   Salı Eyl. 01, 2009 11:50 am



Ne diyecekti bilemiyordum? Sanki biraz arkadaşlıktan öteye kaçmıştım ama, zamanla alışacağımı*alışacağımızı düşünüyordum. Gülümsedim, bu bu günkü ikinci ama en güzel gülümsemem olmuştu. Artık ağlamıyordum yeni doğan bebekler gibi, yahut üzülmüyordum. Kelimeler isteksizce ağzımdan patır patır döküldüler. " Malesef, Miquel. Ben kendimi bu azap'tan kurtarmanın tek yolunu uyuşturucu da buluyorum. İstersen git, kal diyemem. Çünkü buna hakkım yok. " Sadece kelimeler değil ben de isteksizdim bu konuda. Nasıl olurda böyle konuşurdum, kafam çok karışmıştı. İçimden söylemem gereken büyük lafımı dışımdan söylemiştim... Ve bu durumdan pişmandım. " Tanrım, tam bir sürtük olmalıyım. " Lanet olsun! Neler sarfediyordum ben böyle. Özür dilercesine baktım, gözlerine. O an olan oldu. Kendime inanmakta zorlandım ama olmuştu. Artık kendime haksızlık yapmayı bırakmalıydım.


Bana yaklaşmıştı. Bana neden yaklaşmıştı ki? Kendime güldüm, ben ona yaklaşa biliyordum, o mu yaklaşamayacaktı? "Sana yalnız olmayacağını söylemiştim di mi? Ayrıca.. Ayrıca çok güzel olduğunu da söylemiş olmalıyım. Evet öylesin. Ve lanet olsun. Bu güzelliğin karşısında kendimi bitiriyorum. Sana tamamen açılmak istiyorum. Evet.. evet ben senden çok hoşlanıyorum. Kesinlikle böyle bu. Senin ilacın ben olmalıyım.. Deborah. Bir uyuşturucu veya başka şeyler sana olan sevgimin arasına giremez.. Evet benim ilacım da sen olmalısın. " Ben onun ilacıyım, o da benim ilacım ha? Olabilir di, belki aradığım tüm huzuru, mutluluğu sadece uyuşturucu da değil kendimdemiyim ben! onda da bulabilirdim. O an olan oldu ve hiç beklemediğim bir girişimde bulundu. Girişim? Neler saçmalıyordum. Tanrım aslında saçmalıktan sonra, koskoca gerçeklerdi bunlar. Az öncek, sözlerinden anlamalıydım zaten bana bunları diyeceğini. "Sen benim hayalimsin. Sevgilim olur musun? " Eh doğru, çocuk çıkma teklifi edecek değildi ya? Aman sevgili olmak istiyordu o kadar. Bu daha büyük bir şeydi. Bir dakika! Sevgili olmak mı? Benimle mi? Ona güvenirken mi? Bunu beklemiyordum. Kendime bir tokat attım, gözlerimi yumdum sonra geri açtım. İkimizde güldük. Miquel ve ben mi? Bayılmak istiyordum, doğrusu. " Ben bunu... bek... Olur. " Tekrarladım. " Olur. " Üç kez mi tekrarlıyacaktım? " Olur! " Sonuncusu biraz vurgulanmıştı. Yalnız ben bunları söylemeden önce, bir şey oldu. Dudakları benim dudaklarım ile birleşmişti. Ona karşılık verememiştim. Söylediklerimden sonra, yüzü ilk defa gülüyordu. Ben hiç dayanamazdım her halde? Aslında hayır diğer insanlara karşı olan güçü yaım burada altın kafesinden kaçan bir kuş'a dönüşmüştü. Soğuk kanlı kedim, vahşi belki de uysal bir kediye*kediciğe dönüşmüştü. Sonunda kendim tutamadım ve bende onun dudaklarına yapıştım. Farkım, onun bana karşılık veriyor olmasıydı. Kimse görmediği*göremeyeceği için ve etraf karanlıkta olduğu için çok memnundum. Çünkü; onun gömleğinin düğmelerini çözüyordum. Yavaşca...

"Sen çok güzelsin" Gülümsedim. Hiç bir şey söylemedim. Ayağa kalktım ve bulduğum tüm minderleri birleştirip bir bütün halini verdim. O sırada yanına oturur oturmaz hayalimdeki her şey bir kaç dakikaya sığmıştı. Ah, hayır hayır hayalim bu kadar geniş değildi. Gene de gülümsüyordum, daha önce olmadığı kadar çok. Madem bunu istiyordu bende bununla mutlu olacaktım. Bana dokunduğu ilk an içimde çok tuhaf hisler belirmişti. Gülmemi ve benimde ona dokunmamı sağlayan. Gömleğini tamamen açmıştım. Üstünden hızla sıyırdım. Yüzüne nedensiz bir şekilde bakamadım. Gömleğini az önce kenara çektiğim sıraların üzerine attım. Oysa o beni öpmeye başlamıştı. Dakikalarca... Bu kez fazla mı ileri gitmiştik? Yo, hiç zannetmiyorum. Bende ona karşılık veriyordum ayrıca. Dudaklarımız ayrıldığı an, bana sarılmıştı. Bende ona sarılıyordum. Güldüm, sadece kotuyla kalmıştı. Bense tamamen giyiniktim.



Ah, bu ona büyük bir haksızlıktı. Ee, ben ne yapacaktım? Biraz daha geri çekildim. Kendi tişörtümü çıkarttım. Yanaklarım al al olmuştu. İlk kez bu kadar rahat olduğum halde hala utanıyordum. Tam beş dakika boyunca öpüşmüştük. Tanrım, sanki ikimizde bu durumdan hiç, hiç çıkmak istemiyordum. " Seninim al tamam. " Tamam bu durumdan sonra suskunluğum'u kıran ve beni altın kafesimden çıkaran kişi oydu. Sadece onu düşünüyordum. Artık ne yaptığımızı bilemez bir duruma gelmiştik. Geri çekildim, sadece gözlerimin içine bakıyordu. Yaklaştım. Gömleğini çıkartmıştım, kendi tişörtümü de çıkartmıştım öyle değil mi? Bakışlarını benden alamıyordu, bu benim hoşuma gitmeye başlamıştı. " Bana istediğin kadar dokun ve beni uyandır. " Efendim? Daha fazla yaklaşamazdım çünkü zaten bir birimize tamamen değiyorduk. O sırada aklıma gelen şeye ben hiç inanamadım. Kot paltolonu na baktım ve gülümsedim. " Çok mu istiyorsun, hayatım? " Hayatım mı? Tamamen yanaklarım al al olmuşlardı. Bitmez sorularım son bulmuşlardı. " Sana bir sır vereyim mi? " ... Konuşarak anlatmak istemiyordum. Ona bakamadım. Yanaklarım al al olmuşlardı, elim kemerine gitti... Çıkarttım. Gerisini yapamayacaktım. Ne yapmalıydım? Duracak mıydım? Onu hayal kırıklığına uğratamazdım. Sütyenimi çıkarttım.



" Nasılsın tatlım? " Cevap vermedim, vermek istemiyordum. Bu kez nedeni ve şahsı farklı olsa bile cevap vermeye değer bir soru değildi. Gözlerine baktım, yapacak bir işi olmalıydı. "Bebeğim, gitmemiz gerekiyor artık. Bizi merak eden bir çok kişi olabilir. Olaydan şüphelenilmeden çıkmalıyız. Biliyorsun, ben söylediklerimizi ve yaptıklarımızı kimsenin bilmesini istemiyorum hala." Haklı mıydı? Evet, Claudi, Leornad, Cessica, Jesiysa... Benimle konuşmaya, beni elde etmeye çalışan çıkarlı ve meraklı şahsiyetler. Onun arkadaşları? Evet, onlar Miquel'i merak edebilirlerdi. Etmişlerdi hatta büyük ihtimalle. Miquel gömleğini giyerken ben de gömleğimi nereye attığımı bulmaya çalışıyordum. Sonunda minder'in altında mor bir şey gördüm. Eğildim, o sırada başım dönmüştü ama çok önemli olmadığını düşündüm ve gömleği aldım. Giydikten sonra saçlarımı arkaya attım. Ne kadar uzundular? Ah, saçlarım sevdiğim tek noktam olabilirdi. Yaklaşık beş dakika sonra anca toparlanmıştık. Ben o sırada Miquel'in üzülmemesi, meraklanmaması ve en önemlisi beni tedaviye zorlamaması için hiç bir şey söylemedim. Kapıyı kilitlemişti. Birden nefesim daraldı, nefes alamadım. Zorlukla nefes alıyordum. Oda karanlıktı, Miquel sonunda kapıyı açmıştı. Dışarı çıktık. Aydınlıktı. Işık gözümü almıştı. Ondan sonrasını hatırlamıyorum, Miquel'in kucağına falan düşmüş*bayılmış olmalıyım. Belimden tuttuğunu falan hayal meyal hatırlıyorum. Olabilir miydi? Hiç bir şey görmüyordum ama düşüne biliyordum. Miquel'in ne yaptığını merak ediyordum? Acaba ölmüş olabilir miydim, yoksa bayılmış mıydım?

Uyuşturucu, Bölüm 3.
Mekan, hastane kanadı.

"Yardım edin Şifacı Hanım.--O, benim için çok ---Herhangi bir olumsuzluğa karşı ne gere---sa yapın." Tam olarak duyamasam bile duyduklarım bana yetiyordu. Dünyalar benimdi ya, gerçek aşkı bulduğumu umuyordum. Gerçi bulmuştum da ne oluyordu ki sanki, ayrılık vakti? Kendime bir tokat atmak istiyordum, zamanı değildi. O sıra da sanki kendime gelmiştim, yaşama umuduyla gözlerimi açtım ama göz kapaklarım tonlarca yüklüydüler sanki... Ve bende bu yüzden Miquel'i bulanık görmüştüm. O sırada tekrar olan ldu ve Miquel'i duyarken bir yandan bir şeyler söyledim -anlamamıştım dediklerimi- ve başım isteksizce duvardan tarafa sola doğru kaydı. Öylece kaldım. Yapabileceğim hiç bir şey yoktu. "Deborah, hepsi geçecek sevgilim" O sırada duyduklarım beni az a olsa teselli ediyor, yaşamak için bir sebebim olduğunu anlatıyor ve bir yandan yaşama kaynağım oluyordu. Onu bırakamazdım. Konuşmuyordum, konuşamıyordum. Aslında bu çok farklı bir şey değildi çünkü zaten ben şimdiye kadar konuşma alışkalığımı asla elde edememeiştim ki. Şifacının odaya girmesiyle gözlerimden iki damla göz yaşı aktı ama ne akış, gözlerim yanıyordu sanki. Sol kolum -uyuşturucunun izleri- çok acıyoru. Nedenini bilmesemde sanki yanıyordum. Gerçekten hepsi geçecek miydi? Düzelecek miydim? Gene de sanki içimdeki şeytan benim, vazgeçmememi istiyordu ve ben de ona hep uyuyordum. Dayanamıyordum artık, Şifacının sesini duyar gibi olmuştum.



" Beni duyabiliyor musun, Deborah? " Evet, evet. Bu kez gayet net duyuyordum. Gene de cevap verebilecek kadar rahat hissetmiyordum kendimi. " Kendini yapabildiğin kadar rahat bırak, kasılırsan işimi iyi yapabileceğimi zannetmiyorum. " Rahat bırakmak mı? Lina *ismini biliyordum* benim uyuşturucu kullandığımı anlaya... Ah! Eli bileğimdeydi? Sıkmış olmalıydı ki, bileğim de acıyordu. Tanrım iğne izlerinin olduğu yere doğru gidiyordu. Dediğini yapmak zorundaydım, Miquel'i böyle bırakamazdım. Gitmesi gereken bir yer olabilirdi ve sırf benim yüzümden gidemiyor olabilirdi. Belki de unutmuştu bile? Şu an ayağa kalkıp yatakhanelere yol almayı o kadar çok isterdim ki... " Deborah, şimdi nasılsın sevgilim? Kendini iyi hissedebiliyor musun? " Beş dakika sonra duyduğum bu kelimeler beni oldukça sakinleştiriyordu. Başımı sağ'a çevirebilecek kadar güç toplaya bilmiştim. Sağıma baktım, ona baktığımı fark etmişti. "Her halinle çok güzelsin" Bir Slytherin aşık olduğunda böyle oluyordu demek ki? Güldüm. Gülümsedim doğrusu, benim iyi olduğumu düşünmesi gerekiyordu. Başka türlü mutlu olmuyordu, bunu anlamıştım. Yanımdaydı. Dayanamamıştı ki, yanağımdan öptü. O sırada Lina her halde şaşırmış olmalıydı bir Slytherin'in bu kadar bir insanı sevmesine ve bir Ravenclaw'ın bu tuzağa düşürülmesine. Düşürülmüş müydüm, düşmüş müydüm? Aslında her ikiside doğruydu bu durumu ben istemiştim! "Her şey çok güzel olacak. Artık ben varım." Ayağa kalkmıştı ve, beni bunaltmak, daraltmak istemezcesine istemsizce köşeye oturmuştu. O sırada ona " beni buradan çıkarın " dercesine baktım. Bilmemeliydi. Eğer Lina neler olduğunu öğrenirse, kesinlikle tedavi görmem gerekecekti ve bu beni korkutuyordu. Hiç bir şey söyleyecek durumda değildim, takatim yoktu. Sağ elimi oynata bilir miydim acaba? Sonuçta iğnelerin izinin bulunduğu yer solumdu. Sağ elimi oynatmaya çalıştım bunu yapamıyordum. Beni doğrultamaz mıydı? Tanrım, böyle bir duruma nasıl düşmüştüm ben?

RPG OUT: Henüz bitmedi, gene de böyle değerlendirin istiyorum. *Konseydeyim, kendim değerlendiremem?* Ayrıca RPG'yi yaptığım sitenin, arka planı siyahtı burası beyaz renkler o yüzden berbat.




_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rehberlik Öğretmeni
Seçici Profesör
 Seçici  Profesör
avatar

Mesaj Sayısı : 43
Kayıt tarihi : 01/09/09
Tanınmışlık : 0

MesajKonu: Geri: Imogen Ve Dianne.   Salı Eyl. 01, 2009 11:54 am


Betimleme : 33/33
Dil Kuralları : 33/33
Görsellik : 32/33

+1 Puan da LS Yönetiminden.

99 Puan!


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Imogen Ve Dianne.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Toplantı Salonu :: Rol Oyunlarınız :: Rol Oyunu Puanı Belirleme-
Buraya geçin: